Tüm günümü ya da günün yarısını internet başında geçirmek yerine arkadaşlarımla çıkıp gezmeyi tercih ediyorum. Fakat msnem, aktif olarak üyesi olduğum siteler ve blogum var genede.
Antifacebookcu kişiliğimi beni tanıyan herkes bilir. Bir türlü alışamadım o siteye. Ama herkes, en azından en yakınlarım sürekli facede, telefondan da sık sık giriyorlar. Hatta o yolla buluşmalar filan ayarlanıyor.
Bu yüzden okul-dershane ve mahallemizdeki herkes bilmese de yakın çevreme ve internetteki blog, form arkadaşlarıma söyledim.
Hayırlı uğurlu olsun, çok gizli hesabım :D
http://www.facebook.com/profile.php?id=100003539348896&sk=wall
9 Şubat 2012 Perşembe
5 Şubat 2012 Pazar
Yeni Dönem :)
Okula başlamaya hazır değilim.
Ne kadar çabuk geçiyor bu tatiller. Ben daha yeni tatil moduna girmiştim oysaki. :) Üstelik ilk dersin geometri olduğu düşünülünce... En son geometri sınavından 3 gün önce, sınıfın mülayim çocuğu Mehmet'in sınavdan çakmama yollarını düşünürken, gülerek "Sınav sorularını çalalım." demesinin benim tarafımdan ciddiye alınarak sınıfca giriştiğimiz bu maceranın ardından Mustafa hocanın dersine girmeyi pek istemiyorum doğrusu.
Olay şöyle gelişti: tamamen şaka yapan Mehmet'in fikrini tüm sınıf beğendik planlar programların ardından bir sonraki gün ben, Batu, Ayşe öğretmenler odasına gizlice girip soruları alacaktık. O sırada Mehmet ve Sevil (sınıfın inekleri diğer deyişle) hocayı oyalayacaktı. Sınıfın en çalışkanlarının biraz zorlada olsa bu planı kabul etmesinden de anlaşılcağı üzere hoca çok zor soruyor. Ama dersinde planlarımızı konuşurken hocanın bir şeyler çakcağını nereden akıl edebilirdik ki? Tamam, belki konuşanlar önceki sınavda deliler gibi çalışan ya da kopya hazırlayan bir grup olabilir ve o gün bir sonraki gün sınav olabilir bu durumda rahat davranmamızda garip olabilir ama o kadar da garipsencek ne var yani? Tabi hoca tam olarak bir şeyler anlamadı fakat bizede gayet güzel bir sürpriz yaptı. Mehmet'le Sevil onları oyalarken ve diğerleride kopyalar hazırlarken biz üçümüz öğretmenler odasına gittik. Sanki hocanın bir eşyasını alıyormuşuz gibi davranıyoruz bu sırada. Hobaa, o da ne?! Dolabının pek dolu olduğu söylenemez ama bu sefer bomboştu. Sadece bir bardak, şeker ve ıslak mendil. Evet, bir şeyler çakmış olabilirdi derste ama ne ara sınav kağıtlarını yanına aldı..?
Sadece zor sormakla kalmıyor yani çokta külyutmaz ama sınıftaki herkes Mehmet, Sevil, Sema dışında azda olsa kopya çekebiliyoruz. Çaktık sayılmaz. Yani sınav kağıdını bulamayınca alel acele diğerleriyle kopya hazırlamaya başladığımızda (Batu, Ayşe ve ben) korkudan tüm kitabı ezberlemişiz. 80 aldım, 10 puan kopya desek 70'lik bir kağıt. Eh, fena sayılmaz herhalde Mustafa hocanın dersi için.
Şimdi bize pis pis bakarak ders işleyecek tüm dönem ve nedense şu an içimde okula karşı pekte sevgi dolu hisler yok. Yeni de olsa alışmıştım oysaki okula. Şimdi tüm dönem Mustafa hocadan kaçarak geçireceğim tenefüslerle dolu bir yaşamım olacak. Neyse, beterin beteri vardır. Ankaradaki fizik öğretmenimizi hatırlıyorumda... :D
Not: Hababam sınıfına özenmeye kalkışmayın. 11 yıllık (anaokulunu katarsak 12) öğrencilik yaşamımda bir kere özeniyim dedim, elime yüzüme bulaştırdım işi. Hiçte filmlerdeki gibi değil hayat.... :D
Ne kadar çabuk geçiyor bu tatiller. Ben daha yeni tatil moduna girmiştim oysaki. :) Üstelik ilk dersin geometri olduğu düşünülünce... En son geometri sınavından 3 gün önce, sınıfın mülayim çocuğu Mehmet'in sınavdan çakmama yollarını düşünürken, gülerek "Sınav sorularını çalalım." demesinin benim tarafımdan ciddiye alınarak sınıfca giriştiğimiz bu maceranın ardından Mustafa hocanın dersine girmeyi pek istemiyorum doğrusu.
Olay şöyle gelişti: tamamen şaka yapan Mehmet'in fikrini tüm sınıf beğendik planlar programların ardından bir sonraki gün ben, Batu, Ayşe öğretmenler odasına gizlice girip soruları alacaktık. O sırada Mehmet ve Sevil (sınıfın inekleri diğer deyişle) hocayı oyalayacaktı. Sınıfın en çalışkanlarının biraz zorlada olsa bu planı kabul etmesinden de anlaşılcağı üzere hoca çok zor soruyor. Ama dersinde planlarımızı konuşurken hocanın bir şeyler çakcağını nereden akıl edebilirdik ki? Tamam, belki konuşanlar önceki sınavda deliler gibi çalışan ya da kopya hazırlayan bir grup olabilir ve o gün bir sonraki gün sınav olabilir bu durumda rahat davranmamızda garip olabilir ama o kadar da garipsencek ne var yani? Tabi hoca tam olarak bir şeyler anlamadı fakat bizede gayet güzel bir sürpriz yaptı. Mehmet'le Sevil onları oyalarken ve diğerleride kopyalar hazırlarken biz üçümüz öğretmenler odasına gittik. Sanki hocanın bir eşyasını alıyormuşuz gibi davranıyoruz bu sırada. Hobaa, o da ne?! Dolabının pek dolu olduğu söylenemez ama bu sefer bomboştu. Sadece bir bardak, şeker ve ıslak mendil. Evet, bir şeyler çakmış olabilirdi derste ama ne ara sınav kağıtlarını yanına aldı..?
Sadece zor sormakla kalmıyor yani çokta külyutmaz ama sınıftaki herkes Mehmet, Sevil, Sema dışında azda olsa kopya çekebiliyoruz. Çaktık sayılmaz. Yani sınav kağıdını bulamayınca alel acele diğerleriyle kopya hazırlamaya başladığımızda (Batu, Ayşe ve ben) korkudan tüm kitabı ezberlemişiz. 80 aldım, 10 puan kopya desek 70'lik bir kağıt. Eh, fena sayılmaz herhalde Mustafa hocanın dersi için.
Şimdi bize pis pis bakarak ders işleyecek tüm dönem ve nedense şu an içimde okula karşı pekte sevgi dolu hisler yok. Yeni de olsa alışmıştım oysaki okula. Şimdi tüm dönem Mustafa hocadan kaçarak geçireceğim tenefüslerle dolu bir yaşamım olacak. Neyse, beterin beteri vardır. Ankaradaki fizik öğretmenimizi hatırlıyorumda... :D
Not: Hababam sınıfına özenmeye kalkışmayın. 11 yıllık (anaokulunu katarsak 12) öğrencilik yaşamımda bir kere özeniyim dedim, elime yüzüme bulaştırdım işi. Hiçte filmlerdeki gibi değil hayat.... :D
Lady Gaga
Lady Gaga (d. Stefani Joanne Angelina Germanotta, 28 Mart 1986), İtalyan kökenli ABD'li şarkıcı, söz yazarı ve müzisyen. Vahşi, şiddet ve cinsellik dolu klipleriyle ünlü. Şahsen kadını gördüğümde korkuyorum. Fakat korkumun (aaa Lady Gaga, kaçalım gibisinden bir korku değil. :D ) en baş nedeni bu şiddetliğinin altındaki İlluminati. Rihanna'da illuminati prensesi olarak anılıyor, ama gördüğümde hiç korkmadım. Aksine illuminati örgütüne üye olmasa en büyük hayranı olabilirdim.
Neyse geçelim bunları... Lady Gaga'nın bir özelliği dikkatimi çekti. Pekçok ünlü illuminatiye üye fakat her saniyesini mesaj vererek geçirmiyorlar; gözlediğim kadarıyla (istisnalar dışında). Lady Gaga her röportaj, klip ve konserinde mutlaka illuminatiyi simgeleyen bir şeyler yapıyor . Hatta "bir" şeyler değil "bir sürü" şeyler... Oraya buraya sıkıştırıyor. Bu demekki fazlasıyla bağlı bu örgüte, ama anlamadığım neden o prenses değil? Hoş, olsa olsa cadısı olurdu o örgütün. Neyse, bunlara kafa yormayacağım daha fazla. En çok dikkatimi çeken ya da diğer bir deyişle sinir eden olaya geleyim. Eminem'e bir ödül töreninde yaptığı uyarı.

Fotoğraftan Eminem'i keselim. Sadece Lady Gaga'nın bu halini düşündüğümüzde gayet sıradan bir durum. Sonuçta bir ülkenin açlık çektiği bir dönemde etten kıyafet giyen birisi o. Fakat bu fotoğrafta Eminem'de görüntüye girince olayın rengi değişiyor. Bu "sıradan bir Lady Gaga tarzı" değil. Buradaki Eminem'e verilen bir "mesaj". Yüz ifadesinden de anlayacağınız üzere sevgi dolu bir mesaj değil. Kulağına bir şeyler fısıldadığınıda es geçmemek gerek. 2005'teki albümü ile illuminatiden ayrılan ünlü rapciyi neden öldürmediler bilmiyorum ama sık sık gözünü korkuttukları belli. Pekçok ünlüyü öldürmüşlerken Eminem'e henüz bir şey yapmamalarının bir nedeni olmalı. Şu sıra bununla ilgileniyorum. Eminem cidden takdire şayan... Bu illetten kendisinin çıkmasının yanı sıra diğer ünlüleride yayına çağırıyor.

Birde gene bir noktaya değinmek istiyorum ki Rihanna ile düet yaptı "love the way you lie" adlı bir şarkıda. İlluminati prensesi olarak düşünülen Rihanna ile nasıl anlaşıyorlar? Eminem Rihanna'nın hayranlarını kendi tarafına çekmek için yapmış bunu. Yaptığı gerçekten çok güzel. Fakat Rihanna ile dost olduklarını hiç sanmam. Rihanna'nın daha doğrusu illuminati'nin amacı başka bir şey mi ki? Mantıklı bir cevap bulamıyorum, fakat boşuna çırpınıyorsun diye dalga geçiyor da olabilirler. Ne varki ben bu konuyada bir cevap bulunamayacağı için kafa yormamaya karar verirken yazıyı şu sözlerle kapatmaya karar verdim.
Neden prensesle düet yaparken Lady Gaga onu korkutuyor? Bu işe fazla kaptırmış kendini... İşte ona bu kadar kafayı takıp, korkmamın nedenide bu.
Neyse geçelim bunları... Lady Gaga'nın bir özelliği dikkatimi çekti. Pekçok ünlü illuminatiye üye fakat her saniyesini mesaj vererek geçirmiyorlar; gözlediğim kadarıyla (istisnalar dışında). Lady Gaga her röportaj, klip ve konserinde mutlaka illuminatiyi simgeleyen bir şeyler yapıyor . Hatta "bir" şeyler değil "bir sürü" şeyler... Oraya buraya sıkıştırıyor. Bu demekki fazlasıyla bağlı bu örgüte, ama anlamadığım neden o prenses değil? Hoş, olsa olsa cadısı olurdu o örgütün. Neyse, bunlara kafa yormayacağım daha fazla. En çok dikkatimi çeken ya da diğer bir deyişle sinir eden olaya geleyim. Eminem'e bir ödül töreninde yaptığı uyarı.

Fotoğraftan Eminem'i keselim. Sadece Lady Gaga'nın bu halini düşündüğümüzde gayet sıradan bir durum. Sonuçta bir ülkenin açlık çektiği bir dönemde etten kıyafet giyen birisi o. Fakat bu fotoğrafta Eminem'de görüntüye girince olayın rengi değişiyor. Bu "sıradan bir Lady Gaga tarzı" değil. Buradaki Eminem'e verilen bir "mesaj". Yüz ifadesinden de anlayacağınız üzere sevgi dolu bir mesaj değil. Kulağına bir şeyler fısıldadığınıda es geçmemek gerek. 2005'teki albümü ile illuminatiden ayrılan ünlü rapciyi neden öldürmediler bilmiyorum ama sık sık gözünü korkuttukları belli. Pekçok ünlüyü öldürmüşlerken Eminem'e henüz bir şey yapmamalarının bir nedeni olmalı. Şu sıra bununla ilgileniyorum. Eminem cidden takdire şayan... Bu illetten kendisinin çıkmasının yanı sıra diğer ünlüleride yayına çağırıyor.

Birde gene bir noktaya değinmek istiyorum ki Rihanna ile düet yaptı "love the way you lie" adlı bir şarkıda. İlluminati prensesi olarak düşünülen Rihanna ile nasıl anlaşıyorlar? Eminem Rihanna'nın hayranlarını kendi tarafına çekmek için yapmış bunu. Yaptığı gerçekten çok güzel. Fakat Rihanna ile dost olduklarını hiç sanmam. Rihanna'nın daha doğrusu illuminati'nin amacı başka bir şey mi ki? Mantıklı bir cevap bulamıyorum, fakat boşuna çırpınıyorsun diye dalga geçiyor da olabilirler. Ne varki ben bu konuyada bir cevap bulunamayacağı için kafa yormamaya karar verirken yazıyı şu sözlerle kapatmaya karar verdim.
Neden prensesle düet yaparken Lady Gaga onu korkutuyor? Bu işe fazla kaptırmış kendini... İşte ona bu kadar kafayı takıp, korkmamın nedenide bu.
23 Ocak 2012 Pazartesi
Kaybedenler Kulubü'nden subliminal mesajlar
Blog arkadaşım Otantizma için kaybedenler kulübünü dikkatlice izledim. Fakat
internetten izlediğim için yarıda kestim, yarın cd'ciden cd'sini alıp
tv'de izleyeceğim. Öyle olunca görüntüsünü daha kaliteli ve kolay
izleyebiliyorum. Yani konunun devamı gelecek.
İnce ince detaylara inip pekçok şey buldum aslında. Fakat bazıları biraz fazla abartıya kaçıyor. Şimdilik birkaç fotoğrafı paylaşıyorum sizlerle:

Bu bölümde bardağın şeklini uzun uzun inceledim. İlk başta bardağın her iki tarafında da göz şekline benzeyen bir daire mevcuttu fakat pek dikkate almayıp, paranoya olur bu kadarıda demiştim ama bu bölümde işler değişti.
Filmdeki Mete, annesiyle kahvaltı yapıyor. Bu sahne 16.09'da başlıyor. Bardak o andan itibaren gözüküyor ve 17.07'de görünümü değişiyor, bu hale benziyor yani tek göze ve filmi açıp izlerseniz altta da daireler filan var. Yani gerçekten tek göze benzer bir durumda tam da bu fotoğraftaki sahnede. 17.57'de kahvaltı sahnesi bitiyor ve o zamana kadar belirli aralıklarda bardak gösteriliyor. Yönü biraz değişmiş olsada hala tek göze benziyor diyebiliriz.

1. fotoğraf
Filmin ilk başlarında 25. kareye odaklandığımda; sık sık gözüme çarptığı için "Bu işte bir bit yeniği olabilir." dedirtti bana. Heykeli şeytana benzettim. Subliminal bir mesaj olabilir.
2. fotoğraf
Çıplak bir tablo mevcut bu sahnede. Ve fotoğrafı incelerseniz pek insana benzetemediğim, daha doğrusu pek bir şeye benzetemediğim bir tablo. Tuhaf bir şey... :D
İlluminati ile ilgili bir blogta tanıştığım ve ardından bu konu hakkında mailleştiğim; yeni blog sahibi bir arkadaşım da bana hem izleyebileceğim bir link önerdi, hem de kendisininde gözüne çarpan bir sahneyi bana yazımda paylaşmam için yolladı. Kendisine çok teşekkür ediyorum. :)
İşte o fotoğraf; kadının bilekliği haç sembolünde.

İnce ince detaylara inip pekçok şey buldum aslında. Fakat bazıları biraz fazla abartıya kaçıyor. Şimdilik birkaç fotoğrafı paylaşıyorum sizlerle:

Bu bölümde bardağın şeklini uzun uzun inceledim. İlk başta bardağın her iki tarafında da göz şekline benzeyen bir daire mevcuttu fakat pek dikkate almayıp, paranoya olur bu kadarıda demiştim ama bu bölümde işler değişti.
Filmdeki Mete, annesiyle kahvaltı yapıyor. Bu sahne 16.09'da başlıyor. Bardak o andan itibaren gözüküyor ve 17.07'de görünümü değişiyor, bu hale benziyor yani tek göze ve filmi açıp izlerseniz altta da daireler filan var. Yani gerçekten tek göze benzer bir durumda tam da bu fotoğraftaki sahnede. 17.57'de kahvaltı sahnesi bitiyor ve o zamana kadar belirli aralıklarda bardak gösteriliyor. Yönü biraz değişmiş olsada hala tek göze benziyor diyebiliriz.

1. fotoğraf
Filmin ilk başlarında 25. kareye odaklandığımda; sık sık gözüme çarptığı için "Bu işte bir bit yeniği olabilir." dedirtti bana. Heykeli şeytana benzettim. Subliminal bir mesaj olabilir.
2. fotoğraf
Çıplak bir tablo mevcut bu sahnede. Ve fotoğrafı incelerseniz pek insana benzetemediğim, daha doğrusu pek bir şeye benzetemediğim bir tablo. Tuhaf bir şey... :D
İlluminati ile ilgili bir blogta tanıştığım ve ardından bu konu hakkında mailleştiğim; yeni blog sahibi bir arkadaşım da bana hem izleyebileceğim bir link önerdi, hem de kendisininde gözüne çarpan bir sahneyi bana yazımda paylaşmam için yolladı. Kendisine çok teşekkür ediyorum. :)
İşte o fotoğraf; kadının bilekliği haç sembolünde.

21 Ocak 2012 Cumartesi
Yenilenmek. :)
Blogumun gizli takipcilerine ulaştım. Evet, şu anda bu yazıyı okuduğunuzu biliyorum arkadaşlarım. :D Israrla "Yok" dememeliydiniz işte böyle yazarım bloguma.
Her neyse.., konum biraz duygusallaşacak. :)
Hayatımda sıfırdan bir başlangıç oldu, lise üç. Doğduğum ve 7 yaşına kadar yaşadığım mahalleme geri döndüm. Denizli... Ah, o kadar çok özlemişim ki buraları. İlkokul 1'in 2. döneminden lise 3'e kadar yaşadığım Ankara'dan çok daha farklı.
Sıkıldıkca kaçıp gittiğim bir denizi var en başta..
Denizli'ye dönmemiz pekte güzel nedenlerden olmasada burada kız kardeşim ve annemle olmak, yeni bir lisede olmak, çocukluğumdan kalan oyun yerlerini görmek ve en önemlilerinden biri, blogumu açmak çok güzel.
Artık yaşadıklarım boş yere gitmeyecek. Düşüncelerimi ve doğrularımı paylaşıcağım. Kendimi daha güzel ifade edeceğim.
Büyüdüğüm yerlere hoşgeldim, uzun sürede gitmiyceğe benziyorum (Bu haber herkesi sevindirir mi bilemiyorum ama...). :D
Her neyse.., konum biraz duygusallaşacak. :)
Hayatımda sıfırdan bir başlangıç oldu, lise üç. Doğduğum ve 7 yaşına kadar yaşadığım mahalleme geri döndüm. Denizli... Ah, o kadar çok özlemişim ki buraları. İlkokul 1'in 2. döneminden lise 3'e kadar yaşadığım Ankara'dan çok daha farklı.
Sıkıldıkca kaçıp gittiğim bir denizi var en başta..
Denizli'ye dönmemiz pekte güzel nedenlerden olmasada burada kız kardeşim ve annemle olmak, yeni bir lisede olmak, çocukluğumdan kalan oyun yerlerini görmek ve en önemlilerinden biri, blogumu açmak çok güzel.
Artık yaşadıklarım boş yere gitmeyecek. Düşüncelerimi ve doğrularımı paylaşıcağım. Kendimi daha güzel ifade edeceğim.
Büyüdüğüm yerlere hoşgeldim, uzun sürede gitmiyceğe benziyorum (Bu haber herkesi sevindirir mi bilemiyorum ama...). :D
20 Ocak 2012 Cuma
25. Kare
Bilinçaltını etkilemeyi hedefleyen
mesajlara “subliminal” adı verilir. Genel olarak “bilinçaltına yönelik
gizli mesajlar olarak ifade ederiz. Kişinin bilinçaltına
‘’subliminal’’ mesaj göndermenin birçok yolu bulunuyor.
En yaygın olanları :
1. Dijital ses dosyalarına gizlenen işitsel yolları.
2. Gözle algılanamayacak kadar kısa süreyle ve sık patlayan flaşlar şeklinde sinema ya da televizyon görüntüsü yoluyla bilinçaltına itilen 25. kareler.
3. Reklam afişleri, logoları ve benzeri nitelikteki görsel malzemenin içine saklanmış şekil, kelime ve rakamlar.
Bilinçaltına subliminal mesaj göndermenin yollarından biride 25. kareler :
Gözümüzün saniyede 24 kare algılayabiliyor..
25. kare ise beynimize yazılıyor. İşte bu sistemin adıda 25. Kare...
Gördüğümüz bir anlık görüntü, 655 satır ve frame/çerçeve denilen 24 küçücük kareden oluşur. Sinema bandında, saat, dakika, saniye olarak bir diziliş vardır. Saniyeden sonra kare gelir ve bir saniye 24 karedir. Her 24 kare ise bir ekran büyüklüğündeki kareyi oluşturur. Her 327.5 satırda bir de "control-track" denilen aralık vardır. İşte bu aralıktaki görüntüler kesilip, aralarına başka görüntüler atılarak 25. kare oluşturulur ve bu son kare olan 25inci kare anlıktır. Yani görüntü saniyede 1/24 olacakken, bu 1/25'e çıkar. Kareler 25 olunca bir anda bir görüntü gelir ve anında kaybolur. Genellikle görünmez, daha doğrusu görülür ama bilinçaltında kalır.
Örneğin bir reklamda "bu ürünü kullanın" yazısını koyuyorlar ve bizde birden "Evet, bu ürünüÖ kullanmalıyız." diyoruz, işte bu 25. karenin nedenlerinden biri.
Yani 25. kare pekçok marka film, dizi, klip ve örgütlerin bilinçaltımıza istediği mesajı vermesine yarayan bir subliminal mesaj. Bu kişi ve kurumların belirli bir "amacı" oluyor. İstedikleri, gerçekleşmesini bekledikleri her şeyi bu yolla bize iletiyorlar. Birden o şeyi yapmak istiyoruz ya da daha sonra bizden yapmamızı istedikleri şeyi karşımıza çıktığında yapmamızı bekliyorlar.
Evet, bunu pek anlamamış olabilirsiniz. Durumu daha çok açayım; örneğin Edward Norton ve Brad Pitt’in başrollerini paylaştığı ve David Fincher’in yönettiği Fight Culb (Dövüş Kulübü) filmde 25. karelerden bir örnek var, 06:02 dakikada. Buradaysa amaç "sigara içmek". Brad Pitt'in sigara içen halleri filmin çeşitli yerlerine yerleştirilmiştir ve bu sayede izleyiciler sigara içmeyi bilinçaltına yerleştirdikleri için daha sonrasında bunun pekte anormal olmadığını düşünmeye başlarlar.
En yaygın olanları :
1. Dijital ses dosyalarına gizlenen işitsel yolları.
2. Gözle algılanamayacak kadar kısa süreyle ve sık patlayan flaşlar şeklinde sinema ya da televizyon görüntüsü yoluyla bilinçaltına itilen 25. kareler.
3. Reklam afişleri, logoları ve benzeri nitelikteki görsel malzemenin içine saklanmış şekil, kelime ve rakamlar.
Bilinçaltına subliminal mesaj göndermenin yollarından biride 25. kareler :
Gözümüzün saniyede 24 kare algılayabiliyor..
25. kare ise beynimize yazılıyor. İşte bu sistemin adıda 25. Kare...
Gördüğümüz bir anlık görüntü, 655 satır ve frame/çerçeve denilen 24 küçücük kareden oluşur. Sinema bandında, saat, dakika, saniye olarak bir diziliş vardır. Saniyeden sonra kare gelir ve bir saniye 24 karedir. Her 24 kare ise bir ekran büyüklüğündeki kareyi oluşturur. Her 327.5 satırda bir de "control-track" denilen aralık vardır. İşte bu aralıktaki görüntüler kesilip, aralarına başka görüntüler atılarak 25. kare oluşturulur ve bu son kare olan 25inci kare anlıktır. Yani görüntü saniyede 1/24 olacakken, bu 1/25'e çıkar. Kareler 25 olunca bir anda bir görüntü gelir ve anında kaybolur. Genellikle görünmez, daha doğrusu görülür ama bilinçaltında kalır.
Örneğin bir reklamda "bu ürünü kullanın" yazısını koyuyorlar ve bizde birden "Evet, bu ürünüÖ kullanmalıyız." diyoruz, işte bu 25. karenin nedenlerinden biri.
Yani 25. kare pekçok marka film, dizi, klip ve örgütlerin bilinçaltımıza istediği mesajı vermesine yarayan bir subliminal mesaj. Bu kişi ve kurumların belirli bir "amacı" oluyor. İstedikleri, gerçekleşmesini bekledikleri her şeyi bu yolla bize iletiyorlar. Birden o şeyi yapmak istiyoruz ya da daha sonra bizden yapmamızı istedikleri şeyi karşımıza çıktığında yapmamızı bekliyorlar.
Evet, bunu pek anlamamış olabilirsiniz. Durumu daha çok açayım; örneğin Edward Norton ve Brad Pitt’in başrollerini paylaştığı ve David Fincher’in yönettiği Fight Culb (Dövüş Kulübü) filmde 25. karelerden bir örnek var, 06:02 dakikada. Buradaysa amaç "sigara içmek". Brad Pitt'in sigara içen halleri filmin çeşitli yerlerine yerleştirilmiştir ve bu sayede izleyiciler sigara içmeyi bilinçaltına yerleştirdikleri için daha sonrasında bunun pekte anormal olmadığını düşünmeye başlarlar.
18 Ocak 2012 Çarşamba
Türkçe kullanımı
Biz Türkler tarih boyunca özgürlüklerine düşkün olarak yaşamışız.
Türklerin ilk ana yurtları Orta Asya'dır ve bizim oradan ilk göçümüz M.Ö. XVI. yüzyılda başlamış. Kaç asırdır farklı nedenlerle göçlerimizin verdiği nedenle özgür bir ruha sahibiz.
Eh, durum böyleyken bizim özgürlüğümüzün mekanla kısıtlanmadığınıda göz önünde bulundurursak; dilimize sahip çıkmamazlık neden ?
Özgürlük pekçok kola ayrılır. O kollardan biriside dil özgürlüğüdür. Bizse günümüzde dilimizin özgürlüğünü düşünmeyi bırak, Türkçe konuşmaya dahi üşeniyoruz. "Hi, Bye, ok..." küçük yaşlardan başlayıp, yavaşca 30'lu yaşlara kadar uzanan konuşma tarzı bu. "İyi günler, merhaba, pekala, görüşürüz..." bu gibi kelimeleri kullanmaktan neden çekinir olduk? Öyle ya Türkçeyi mümkün mertebe düzgün konuşmaya çalışan birisi hem büyüklerince hem de arkadaş ortamında çok daha ilgi çekerken, "Evet ya, cidden güzel konuşuyor." diye gıptada ediliyor. Yani sizin bulunduğunuz ortam "Ayh cİcİşİğMmMm qéçén bİzM BoRayı qördm oqby diip qiTtim." diye konuşulan bir ortam değilse... Öyle ya benim konuşmamı pekçok kişi beğeniyor, bende Bülent Ersoy gibi konuşuyor değilim ve benim çevremde de Türkçe'den bir haber insanlar var, tabi o örnekteki gibi değiller iyiki.. :D
Yani sözün kısası biraz daha özen göstermekten hiçbir sakınca gelmez. En azından yazışlarınızda. İl"q" o"q"ul üç ter"q" gibi konuşmazsanız ve tikice yazmanız ayrı bir konu ama onuda yapmazsanız, tadından yenmez. :)
İngilizce'den biraz vazgeçip en azından günlük kelimeleri Türkçe konuşmaya özen gösterin. Lütfen..
Resmi bir dili olmayan hiçbir ülke yoktur.
Sahip çıkmayanlarda; resmi dili olmayanlardan farksızdır.
Türklerin ilk ana yurtları Orta Asya'dır ve bizim oradan ilk göçümüz M.Ö. XVI. yüzyılda başlamış. Kaç asırdır farklı nedenlerle göçlerimizin verdiği nedenle özgür bir ruha sahibiz.
Eh, durum böyleyken bizim özgürlüğümüzün mekanla kısıtlanmadığınıda göz önünde bulundurursak; dilimize sahip çıkmamazlık neden ?
Özgürlük pekçok kola ayrılır. O kollardan biriside dil özgürlüğüdür. Bizse günümüzde dilimizin özgürlüğünü düşünmeyi bırak, Türkçe konuşmaya dahi üşeniyoruz. "Hi, Bye, ok..." küçük yaşlardan başlayıp, yavaşca 30'lu yaşlara kadar uzanan konuşma tarzı bu. "İyi günler, merhaba, pekala, görüşürüz..." bu gibi kelimeleri kullanmaktan neden çekinir olduk? Öyle ya Türkçeyi mümkün mertebe düzgün konuşmaya çalışan birisi hem büyüklerince hem de arkadaş ortamında çok daha ilgi çekerken, "Evet ya, cidden güzel konuşuyor." diye gıptada ediliyor. Yani sizin bulunduğunuz ortam "Ayh cİcİşİğMmMm qéçén bİzM BoRayı qördm oqby diip qiTtim." diye konuşulan bir ortam değilse... Öyle ya benim konuşmamı pekçok kişi beğeniyor, bende Bülent Ersoy gibi konuşuyor değilim ve benim çevremde de Türkçe'den bir haber insanlar var, tabi o örnekteki gibi değiller iyiki.. :D
Yani sözün kısası biraz daha özen göstermekten hiçbir sakınca gelmez. En azından yazışlarınızda. İl"q" o"q"ul üç ter"q" gibi konuşmazsanız ve tikice yazmanız ayrı bir konu ama onuda yapmazsanız, tadından yenmez. :)
İngilizce'den biraz vazgeçip en azından günlük kelimeleri Türkçe konuşmaya özen gösterin. Lütfen..
Resmi bir dili olmayan hiçbir ülke yoktur.
Sahip çıkmayanlarda; resmi dili olmayanlardan farksızdır.
15 Ocak 2012 Pazar
Evlenmenin engeli mi olur?
Geçen gün arkadaşlar arasında "engelliler neler yapabilir?" diye bir konu geçti. Hepsi pekçok engelin onlar için engel olmayacağına hemfikirdi.
Üyesi olduğum bir formda ise "Engelli olan kişiler evlenmeli mi sizce?" diye bir konu başlatılmıştı.
Birkaç kişi dışında herkes "Bence evlenmeli" diyordu.
Bende şöyle bir düşündümde..
Evlenmek herkesin hakkıdır.
Günümüzde engelliler pekçok engeli aşabilmişken; aşk engelini mi aşamıyacaklar?
Gerçek aşk onlardadır. Çünkü eğer evlenceği kişinin bir engeli yoksa, onu her şeyiyle kabul ediyorsa, bundan daha içten ve gerçek bir duygu zor bulunur.
Eğer her ikiside engelliyse ve birbirlerine bir ömür vaad ediyorlarsa, kendilerine zor bakabilecek bir durumdayken birbirlerine bakmayı kabul ediyorlarsa işte bu aşktır.
En masum ve gerçekliği şüphe edilmeyecek aşk budur
ve böyle bir durumda evlenmek kaçınılmazdır
Üyesi olduğum bir formda ise "Engelli olan kişiler evlenmeli mi sizce?" diye bir konu başlatılmıştı.
Birkaç kişi dışında herkes "Bence evlenmeli" diyordu.
Bende şöyle bir düşündümde..
Evlenmek herkesin hakkıdır.
Günümüzde engelliler pekçok engeli aşabilmişken; aşk engelini mi aşamıyacaklar?
Gerçek aşk onlardadır. Çünkü eğer evlenceği kişinin bir engeli yoksa, onu her şeyiyle kabul ediyorsa, bundan daha içten ve gerçek bir duygu zor bulunur.
Eğer her ikiside engelliyse ve birbirlerine bir ömür vaad ediyorlarsa, kendilerine zor bakabilecek bir durumdayken birbirlerine bakmayı kabul ediyorlarsa işte bu aşktır.
En masum ve gerçekliği şüphe edilmeyecek aşk budur
ve böyle bir durumda evlenmek kaçınılmazdır
13 Ocak 2012 Cuma
İlluminati oyun kartları
1994 yılında piyasaya sürülen bu oyun önceden planlar yaparak rakibinizi yenmeye çalıştığınız masa başı bir oyundur. Tarihi dikkat çekiyor çünkü çıktığı tarihten sonra aşağıda da görebilceğiniz gibi oyun kartlarının gösterdiği şeyler gerçekleşmiş. Fakat bu oyun bu tarihte mi çıktı? Her şeye körü körüne inanmamak gerek. İnananlara saygım var tabikide. Herkes istediği şeyi savunmakta özgür.
(Bunlar alıntıdır.)
Gerçekleşen Olaylar
İkiz Kulelerin ve Pentagon’un Vurulması*En bariz örnekle başlayalım: İkiz kulelerin vurulması! Kartın başlığı “Terörist Saldırısı” ve üzerinde yazan şu: Bu kartı kontrolünüz altında bulunan bir şiddet grubuna +10 güç ya da +10 direnç vermek için kullanın. Günümüzde artık ikiz kulelerin bizzat ABD tarafından yıkıldığı bilinmekte. Bunu da müslüman terörist gruplarını güçlü göstererek, ortadoğuyu işgal etmenin altyapısını hazırlamak için yapmıştır. Tıpkı kartta bahsettiği gibi.
Endonezya Tsunami Felaketi
Endonezya’da 2010 yılında 7.7 depreme bağlı olarak dev bir tsunami oluştu. Şehir sular altında kaldı yüzlerce insan hayatını kaybetti. Önceki yazıda ABD’nin HAARP silahı ile yapay depremler oluşturabildiğini yazmıştım. Bu felaket de onun eseri. Kartın üzerinde: Felaket. Bu kart bir kıyı bölgesini hemen yok etmek için kullanılır yazmakta
Japonya Depremi
Sıra geldi HAARP silahının başka bir marifetine. Japonya 2011 senesinde büyük bir deprem felaketi yaşadı. Ekonomisi büyük zarar gördü. Japonya’nın teknoloji konusunda Amerika’nın en büyük rakibi olduğunu düşünürsek, bu depremin Amerika tarafından oluşturulmasına şaşmamak lazım. Ayrıca deprem felaketinden sonra bir de nükleer kaza yaşanacaktı ama Amerika bu konuda başarısız oldu. Kartın üzerinde: Birleşik felaket, bu kartı aynı yerde peşpeşe iki felaket oluşturmak için kullanabilirsiniz yazmakta. Çizimdeki insanların çekik gözlü olduklarına dikkat edin. Ayrıca yıkılan saat kulesi de tokyo wako saat kulesidir. Saat kulesinde saat 11 ve 3′ü gösteriyor. Depremin olduğu tarih 11/03/2011
![]()
![]()
Barack Obama’nın Seçilmesi
Bu kartta da ABD başkanı Barack Obama’yı çok net bir şekilde görüyoruz. Bütün ABD başkanları skull&bones tarikatında yetişmekte, yani 10-15 yıl sonra kimin başkan olacağı önceden belli.
![]()
Ekonomik Kriz
Ekonomi bilgim çok iyi değildir ama finans mezunu abime ve internette araştırdığım kaynaklara dayanarak söyleyebilirimki, 2010 yılında dünyayı sarsan krizi bizzat Amerika çıkartmıştır. Kendisi de biraz zarar görse de Rusya ve Çin gibi dünya çapındaki güçlü rakiplerine çok ciddi hasarlar vermiştir (zaten Amerika’nın politikası genelde bu. Düşmanlarını alt etmek için biraz zarara katlanıyorlar) . Kartlarda bu olayı “Market Manipulation (Pazar Manipülasyonu)” ve “Currency Speculation (Para Birimi Spekülasyonu)” şeklinde görmekteyiz.
Ortadoğu İsyanları
Ortadoğu’yu kasıp kavuran isyan ateşinin dış güçler tarafından kontrol edildiğini artık herkes görebiliyordur. Kontrol edilmekten kastım halk Amerika tarafından yönlendiriliyor değil. Amerika bu halkları isyan ettirmek zorunda bırakıyor. Önce dikdatörlerin halka çok zulüm etmesi sağlanıyor, sonra bundan bıkan halk haklı olarak isyan ediyor, daha sonra Amerika, Nato ve diğer güçler barış getirme bahanesiyle ülkeleri paylaşıyorlar. Aşağıdaki kartlarda da bunu görmekteyiz, bir dikdatörün büyük resmi var, sokaklar yanmakta, evler klasik ilkel arap evi. Kartta yazan da şu: Bu kartı bir ülkeyi kontrol altında tutmak ya da işgal etmek için kullanın. İkinci kartta da askerin isyancılara saldırışını görüyoruz. Bugün libya ve diğer arap ülkelerinde olan olayın aynısı.
12 Ocak 2012 Perşembe
Beşiktaş.
Beşiktaş; siyahı deprem, beyazı umut.Neden mi BEŞİKTAŞ ??
Siyah beyaz başlamıştı herşey…
Resimler siyah beyazdı…
Yazlık sinemalar siyah beyaz…
Gözümüz kara, alnımızın ak olması öğretildi hep…
Kara gecelerde beyaz sayfalara döktük içimizi…
Kara sevdalarımız oldu çokça beyaz umutlarla beslediğimiz…
Ve gün gelecek kara toprağa beyaz kefenlerle gireceğiz…
Siyah beyaz başladığı gibi, siyah beyaz bitecek herşey….!
11 Ocak 2012 Çarşamba
Ben...
Kendimden bahsediyim :
17 yaşındayım, iyi sayılcak bir puanla güzel bir liseye başladım bundan 3 yıl önce. Hedefim yok. Pek hedef belirleyip, onu yapmaya çalışma taraftarı değilim. Sonuçta zamanla her şey değişiyor, yenileniyor filan.., bu durumda bir şey belirlemek ve yapmaya çalışmak saçma.
Belki o istediğimiz şey biz yapana kadar bitmiş, geçmiş olacak. Belki fiziğimiz uygun olmayacak zamanla vs vs...
Ama hayallerim vardır. Az ve net hayaller. Bazılarına herkes "imkansız" desede hayallerimin peşinden daima koşarım. Düşe kalkada olsa...
Yerimde duramam, ciddi anlamda 9 canlıyımdır. :D
Kick Boks ve taekwondoya gittim.
Ailenin haşarı çocuğu, mahallenin baş belası, okulun muzibiyim. ^^
Türkçe kullanımına büyük özen gösteriyorum.
Sıkı bir beşiktaş taraftarıyım.
Uzun zamandır rap, hip-hop, underground tarzı yerli-yabancı şarkılar dinliyorum.
Bol giyiniyorum filan...
Böyle yani, kısaca ben böyleyim.
17 yaşındayım, iyi sayılcak bir puanla güzel bir liseye başladım bundan 3 yıl önce. Hedefim yok. Pek hedef belirleyip, onu yapmaya çalışma taraftarı değilim. Sonuçta zamanla her şey değişiyor, yenileniyor filan.., bu durumda bir şey belirlemek ve yapmaya çalışmak saçma.
Belki o istediğimiz şey biz yapana kadar bitmiş, geçmiş olacak. Belki fiziğimiz uygun olmayacak zamanla vs vs...
Ama hayallerim vardır. Az ve net hayaller. Bazılarına herkes "imkansız" desede hayallerimin peşinden daima koşarım. Düşe kalkada olsa...
Yerimde duramam, ciddi anlamda 9 canlıyımdır. :D
Kick Boks ve taekwondoya gittim.
Ailenin haşarı çocuğu, mahallenin baş belası, okulun muzibiyim. ^^
Türkçe kullanımına büyük özen gösteriyorum.
Sıkı bir beşiktaş taraftarıyım.
Uzun zamandır rap, hip-hop, underground tarzı yerli-yabancı şarkılar dinliyorum.
Bol giyiniyorum filan...
Böyle yani, kısaca ben böyleyim.
Bloga giriş.
Selamın Aleyküm.
Adım Kayra. Pek kullanılmayan ve cins bir ismim var, tıpkı kişiliğim gibi.
Lise 3'e giden, 17 yaşında bir erkeğim.
Burada güncel konuları, anılarımı ve benzeri her şeyi paylaşcam. Her telden olcak yani. :)
Blogspot oluşturmak boş boş otururken birden aklıma geldi ve hemen laptopu alıp oluşturmaya başladım. Peki amacım neydi?
Unutulmamak. Anılarımı yazdığım bu blogta, arkadaşlarımın yıllar sonra bile bunları okuyup beni hatırlamaları.
Düşüncelerimi paylaşıp, herkeste olduğu gibi sosyalleşme isteğide amaçlarımdan.
Facebook hesabım yok. Çünkü ilk çıktığı zamanlarda çok daha güzeldi ama şimdi fazlasıyla bozuldu.
Twitter hesabım var, ama sadece beğendiğim yabancı ünlülerle konuşmak amacıyla açtım.
Adım Kayra. Pek kullanılmayan ve cins bir ismim var, tıpkı kişiliğim gibi.
Lise 3'e giden, 17 yaşında bir erkeğim.
Burada güncel konuları, anılarımı ve benzeri her şeyi paylaşcam. Her telden olcak yani. :)
Blogspot oluşturmak boş boş otururken birden aklıma geldi ve hemen laptopu alıp oluşturmaya başladım. Peki amacım neydi?
Unutulmamak. Anılarımı yazdığım bu blogta, arkadaşlarımın yıllar sonra bile bunları okuyup beni hatırlamaları.
Düşüncelerimi paylaşıp, herkeste olduğu gibi sosyalleşme isteğide amaçlarımdan.
Facebook hesabım yok. Çünkü ilk çıktığı zamanlarda çok daha güzeldi ama şimdi fazlasıyla bozuldu.
Twitter hesabım var, ama sadece beğendiğim yabancı ünlülerle konuşmak amacıyla açtım.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)












